ÜYELERİMİZDEN GELENLER



                                      

NERDEN   NEREYE   

      Dergimizin  2. Sayısı basıldı ve bizlere ulaştırılmaya başlandı. Derginin hazırlanmasında,  basılmasında, dağıtılmasında emeği geçenlere ve Dergiye  Reklam vererek bağışta bulunanlara, dergileri alarak yardımda bulunan herkese teşekkürlerimi sunarım.

       Derginin  sayfalarını çevirip okumaya başlayınca;  beni çok eski yıllara götürdü.  Duygulandım ve aynı zamanda onur ve gurur duydum. Budan 24 Yıl önce bir Temmuz ayında yerimizin dahi olmadığı ve ilk Toplantımızı 9 kişiyle Geçici Yönetim Kurulu olarak  Köylümüzün Gecekondu Bahçesinde yaptık. Masamız dahi yoktu, masamızı ve birkaç sandalyeyi de ödünç almıştık. Yeri geldi Derneğimizin kirasını, elektriğini telefon parasını ödeyemez durumlara geldik.  Sobamıza konulacak kömür ve odunumuzu sağolsun köylülerimizden topladık. Ama biz yılmadık, usanmadık var gücümüzle gecemizi gündüzümüze katarak, Derneğimize yeni üyeler kazandırdık.  İnsanlara Derneğin ne olduğunu ve yardımlaşmanın, dayanışmanın faydalarını anlatarak, üyelerimizin sayısını çoğaltarak büyüdük geliştik. Köylülerimizde bizim bu çalışmalarımıza duyarsız kalmadı ve bizlere yardımcı oldular. Onlara da  minnettarız.

      Şimdi ise görüyorum ki ; çok şükürler olsun Derneğimizin kendine ait bir yeri var. Toplantılarımızı, Yemek verme işlerimizi ve faaliyetlerimizi kendi Derneğimizin yerinde yapıyoruz.  Derneğimiz bütçesinden, Cenaze Yardımı, Üyelerimizin Evlenen çocuklarına ve Yükseköğretimi kazanan gençlerimize çeyrek altın hediyesi ve de çok çok takdir ettiğim Yüksekokulda okumakta olan yardıma muhtaç öğrencilere eğitim bağışlarından karşılıksız burs,cenazeler için mesajlar gibi yardımlar yapılmaktadır.  İşte Ne Mutlu Bizlere. NERDEN NEREYE…  

      Bu arada  2017 Yılının Mayıs ayında olağanüstü ve daha sonra Ekim ayında yapılan Olağan Genel Kurulda Yeni seçilen Yönetim Kurulumuzu da çalışma ve çabalarından ve de yapmış oldukları faaliyetlerden  dolayı kendilerini tebrik ediyor ve takdirle karşılıyorum.  6-7 ay gibi kısa dönem içerisinde;  Gençlerimize Kapodokya Gezisi, Çamlıdereye  Orkestralı,  davullu-zurnalı bir şenlik havası içinde güle eğlene piknik gezisi, Gençlerimizin bizler için hazırlayıp sunduğu;  saç arası çörekli, katmerli, börekli , simitli ve de  melemenli tam bir köy kahvaltısı, Köylülerimizin yan yana, can cana oruçlarını birlikte açma etkinliği, Fakir ve  yardıma muhtaç yükseköğretimde öğrenim gören öğrencilerimize burs  işlemlerini başarıyla yapmışlardır. Aynı zamanda Derneğimize de Maddi olarak kazanımlar sağlamışlardır. Bizlerde ;  Yönetim Kurulumuzun bu yaptığı çalışma ve faaliyetlerde onların yanında olduğumuzu hissettirebilirsek, o arkadaşlarda inanıyorum ki , çok mutlu olurlar ve daha çok çalışarak bizlere hizmet verirler.   

    Derneğimiz ne önceki Yönetimin, ne şimdiki Yönetimin ne de daha sonraki gelecek Yönetimin. Derneğimiz  Köyümüzün, sizin, bizim, hepimizin. Yönetimler gelir geçer ama Dernek herzaman kalıcıdır.  O yüzden hep birlikte el ele,  gönül gönüle vererek,  birleşerek,  güçlenerek,  yardımlaşarak  ve  isteklerimizi, düşüncelerimizi, yapıcı eleştirilerimizi Yönetimimize bildirerek Bu Derneğimizi  daha büyük mertebelere eriştirelim, yaşatalım, filizlendirip  büyütelim. 

 

      Ben şuna gönülden inanıyorum ki ;  önümüzdeki yıllarda Derneğimiz Köy Derneklerinin parmakla sayılır Derneği  arasına girecektir.  Geleceğimizin teminatı Gençlerimz de  inşallah Derneğimizin Yönetim Kurullarında görev alırlar, daha  iyi,  daha güzel işlere imza atarlar.  2017 Yılının son günlerini yaşadığımız şu günlerin sonunda ;  Gelecek olan 2018 Yılının herkese Sağlık, Sıhhat,  Mutluluk ve Barış getirmesini dilerim.  

       En derin SAYGILARIMLA     

                                                                                                         Mehmet BEKDAŞ  
                                                                                                               Aralık 2017



YAZILI İLETİŞİM

ÜRETEN ELLERE KURBAN

             Köyümüzün üstündeki dağın adını nedeni neyse atalarımız ''kötü dağ''koymuşlar.Ama küçükde olsa kötü de olsa meşeleriyle yıllarca insanlarımızın yakıtını karşılamıştır.Ayrıca gökyüzünün pamuk ve kara bulutlarını çağırır,ağlatır o kayaları,işte o kayalar,ırgat kayaları yağmuru salıverir köyümüzün içinden geçen çayına,deresine
            Yamaç yamaç'a olan iki tepe suatlarındadır bizim köyümüz.Dağın,tepenin selini verir bağlara,ağaçlara.Sonra hemen yakınımızda olan kızılırmağa dökülür.
            Bağlarıımızın yan taraflarında,ovalarımızda Büyükkır,Küçükkır,Kepez ve Öz'ümüz bizler çalıştıkça bereketini sunar.Dane dane, başak başak,sarı sarı süzülen bizlere göz kırpan insan kokan buğdaylarımız,akşam serinliğinde salınır durur,kendisini bizlere vermek üzere.
           Nohutu,mercimeği ekenikaldıran nasırlı,çatlak eller,toprağı tırnaklarıyla işleyen,güzel eller.Temmuzun,Ağustos'un sıcağında esmesi beklenir harman yeli.
           Doğaya umutla bağlanan insanlarımız,bekler bereketli yağmur tanelerini,güneşini,harman yelini,tohumu,filizi yer altında saklayan,yorgan olan karını.Umut eker,umutla bekler hasatını.
           Kelbekirin soğuk suyu,Kuyulardan taşınan su yada yağan yağmurun suyu ile, iki karık domates,fasulye ,patlıcan,biber,salatalık,bamya yetiştirip sofrasını bereketlendiren  bereketli üreten canlarımız ve tarlalarımız,bağlarımız,bahçelerimiz, insan kokan altın sarısı buğdaylarımız,taşına toprağına,dağına,bağına,derede  azda olsa akmaya devam eden, tatlımı tatlı suyuna kurban.Özledik,özlüyoruz,özleyeceğiz.

SANA HASRET SENİ YAŞARIM.

Yükseğinde durur kötü dağı
İki yamacında durur yapıları
İnceden giden güzel yolları
Sana hasret,seni yaşarım.

Ovasında olur bereketli tarlaları
İçinde biter yandakları,burçakları
Burcu burcu kokan çördükleri
Sana hasret,seni yaşarım.

Nohuta,Mercimeğe hasret kalındı
Nice canlar üretimde yer aldı
Şimdi tarlalar bomboş kaldı
Sana hasret seni yaşarım.
                                         Semiha KOLSUZ ÖZEN

                                                
   


 

 Remzi Hoca'dan Şiir
KALMAMIŞ Leylek tepesinden köyüme baktım.
Evlerin önünde kimse kalmamış.
Üzgün gözlerimle seyrine daldım.
Bacası tüten evler kalmamış.

Baykuşlar ötüşür viranelerde
Cinler cirit oynar boş hanelerde
Tilkiler yurt tutmuş sokaklarında
Bu yurtlara sahip çıkan kalmamış.

Analar oturmuş eski evi bekler.
Gelenden geçenden haberin sorar
Gurbete gönderdiği yavrusun özler
Anayı babayı soran kalmamış.

Geçim derdi düşmüş garip başına
Ekini para etmez dönmüş şaşkına
Nasıl beklesin ki köyü boşuna
Köylünün halini soran kalmamış.

Remzi Hoca bunu gördü de yazdı.

Köylünün halini sordu da yazdı.
Köylerde yaşayan az mı az kaldı.
Köyleri düşünen düzen kalmamış.
 

 Remzi Hoca
YAYLAMIZDA ŞENLİK VARMIŞ DEDİLER
TAA UZAKTAN KOŞARAK GELDİM
KÖYLÜLERİM BİRLİK OLMUŞ DEDİLER
SEVDA SELİ OLDUM TAŞARAK GELDİM

BİRLİKTELİK OLDUMU BİR KERE
KATLANIR İNSANLAR CEFAYA CEVRE
UĞRAYA UĞRAYA DEVİRDEN DEVRE
BÜTÜN BU YOLLARI AŞARAK GELDİM

REMZİ HOCA DERKİ; ŞENLİK VAR BİZE
KÖYLÜLERİM OTURMUŞLAR DİZ DİZE
BU GÜZELLİK NASİP OLMAZ HERKESE
BU BİRLİĞİ BU DİRLİĞİ GÖRMEYE GELDİM.

REMZİ ÖZTÜRK
30/08/2011
10:30

ÇİÇEĞİ KÖKÜNDEN KOPARTILMIŞ
SAKSI YALNIZLIĞIYLA
BİR YAZ AKŞAN ÜSTÜSÜNDE
BALKON SEFASINA OTURMUŞ
KAMER HANIM
KUMBARASI DOLU
ÇOCUK TEBESSÜMÜ İLE
ÇEKİRGE ÖTÜŞLÜ
SOKAK GÜRÜLTÜSÜNDE ARAR
ESKİ DOST SOHBETLERİNİ


30.11.1999


TORUNU TAYFUR HAKTAN ÖZTÜRK'ÜN BABANNESİ KAMER ÖZTÜRK HASTALANDIĞINDA ÖLMEDEN ÖNCE YAZMIŞ OLDUĞU ŞİİR.
Gönderen :Gönül Turan ÖZTÜRK
 



 

*****************

Atatürk döneminde torpil nasıl yapılırdı? Yıl 1934, o dönemde Milli Eğitim Bakanlığı Ulus'tadır. Bakan ise Niğdeli Abidin ÖZMEN'dir. Bakan, makamında çalışmaktadır. Kapı çalınır. Bakanın gür sesi: "Giriniz!" Atatürk'ün yaverlerinden biri, yanında iki çocukla makama girerler. Konuklara yer gösterir ve zarfı açar. Atatürk'ten gelen bir mektuptur bu: “Bay Abidin ÖZMEN, Milli Eğitim Bakanı..." Abidin ÖZMEN zarfı özenle açar ve mektubu dikkatle okur: "Yaver Bey'le, size iki fakir ve kimsesiz çocuk gönderiyorum. Bu çocukları, uygun göreceğiniz, bir liseye (parasız yatılı olarak) kaydını yaptırın..." Bu, Atatürk'ün bir emridir. Kesinlikle yerine getirilecektir. Bakan ÖZMEN, Orta Öğretim Genel Müdürünü çağırtır ve şu direktifi verir: "Yaver Bey'in yanındaki bu iki çocuğun evrakını alınız ve bu çocukların Haydarpaşa Lisesi'ne paralı yatılı olarak kaydını yaptırıp her ikisi için de üçer yıllık paralı yatılı makbuzlarının veli ve ödeyen hanesine Atatürk'ün ismini yazdırarak bana getiriniz." der. Bakanın emri yerine getirilmiştir. Abidin ÖZMEN de kısa bir mektup yazarak Yaver Bey'le Atatürk'e yollar. Mektubun içeriği şöyle: "Muhterem Atatürk, Yaver Bey'le göndermiş olduğunuz iki çocuk hakkında emirlerinizi aldım. Ancak, arkasında Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve Cumhurbaşkanı Atatürk gibi biri bulunduğu için; bu çocuğu fakir ve kimsesiz olarak kabul etmeme, hem yasalarımız, hem de mantığımız izin vermedi. Bu nedenle her iki çocuğunda emirleriniz gereği Haydarpaşa Lisesi'ne paralı yatılı olarak kayıtlarını yaptırdım. Çocukların üçer yıllık okul taksitlerine ait makbuzları ekte takdim ediyorum..." Atatürk bu mektup üzerine, devrin Başbakanı İsmet İnönü'ye telefon ederek: "Bak senin Milli Eğitim Bakanın bana ne yaptı." diyerek olayı anlatmış. İnönü, Bakan adına özür dilemiş. Atatürk: "Yok! demiş özür dileme. Çok memnun oldum. Keşke her devlet adamı bu medeni cesarete sahip olabilse ve doğruyu gösterebilse." Tarihi değeri olan ve hiçbir yerde yayımlanmayan bu anının unutulup gitmesine gönlü razı olmayan bakanın yeğeni yüksek mimar H. Rahmi ÖZMEN, 15.08.1985 günü bu mektubu gazeteci yazar Vahap Okay'a iletir. O da 15.09.1985'te gazetesinde yayımlar. İşte devlet böyle kurulur, devlet böyle adamlarla yönetilir... Mustafa Kemal in Bakanları böyleydi. Ya şimdi?
 

FARKLI BAKIŞ – FARKLI YORUM ‘’OĞLUM SEN ADAM OLMAZSIN’’ Ünlü bir halk hikayesi vardır,babalar bunu oğullarına anlatmayı pek severler.(Babam da bana keyifle anlatırdı) Şöyle : Osmanlıda köylünün birisi oğluna sürekli ‘’Oğlum sen adam olamazsın’’ dermiş.Oğlan büyümüş vezir olmuş, İstanbula yerleşmiş.Adam gönderip babasını İstanbul’a getirtmiş.Babası yanına geldiğinde bizim vezir, ‘’Baba sen bana vezir olamazsın derdin,bak ben vezir oldum’’ demiş.Babası ise ona ‘’ Oğlum ben sana vezir olamazsın demedim,adam olamazsın dedim,eğer adam olsaydın yaşlı babanı ayağına çağırmazdın,sen kalkıp gelirdin’’ diye karşılık vermiş. Bu kıssaya birinci bakış tarzı şudur: Oğlan,vezir olmuştur.Ama adam olamamıştır. Birde şöyle düşünebilir miyiz? Oğlan Vezir olmuştur ama adam olamamış olabilir.Ancak bunda kendisi kadar babasınında sorumluluğu vardır.OLUMLU VURGU OLUMLU DAVRANIŞI GETİRİR,OLUMSUZ VURGU OLUMSUZ DAVRANIŞI. Baba; ‘’Sen adam olamazsın diyerek olumsuzu vurguladığı için oğlu adam olamamıştır. ‘’Kırk kere ne söylersen o olur ‘’ derler. Gerçekten de öyledir,çevreden,özellikle ana babadan gelen mesajlar kişilerin düşüncelerine,davranışlarına yön verir.Eğer bu baba, çocuğuna olumlu mesajlar verseydi, Örneğin ; ‘’Benim oğlum büyüdüğünde anaya-ataya saygılı olacak’’ deseydi,büyük bir ihtimalle bu çocuk büyüdüğünde babasını ayağına çağırtmazdı. GÖDEREN ; İbrahim Çınar ÖZTÜRK Prof.Dr.Üstün DÖKMEN Küçük Şeyler-2 kitabından  


SOKRATES’İN Farklı Bakışı ; ‘’Haklı yere ölmek’’
 
Sokrates’in yönetimle arası açılmış,idama mahkum edilmiş.Rivayete göre,ölmeden birkaç saat önce vedalaşmak için eşi gelir yanına.Kadıncağız bu sırada ağlar ve
‘’Ah bu kötü adamlar seni haksız yere öldürecekler’’der.
Bu doğrudur. Sokrates ise karısına şöyle cevap verir.
‘’ Evet haksız yere öldürecekler,haklı yere öldürseler daha mı iyiydi?’’
 
Not :Farklı bakış açıları,diyalektik düşünebilmekten geçer.Çok büyük zenginliktir.İnsanın doğruyu bulmasını ve görmesini sağlar.
 
Gönderen ; İbrahim Çınar ÖZTÜRK
Prof.Dr.Üstün DÖKMEN-Küçük Şeyler-2
Kitabından alıntıdır.

 

 KAYBOLAN KÖYÜMÜZ İÇİN AĞIT
Merhaba;

 Gittikçe tenhalaşan, kaybolan köyümüz için önce bağlarımızdan başlamak istiyorum. Bozulan bağlarımızı üretime geçirelim. Köylülerimize güzelliğini, yapabileceğimizi anlatarak yapalım.Kendi bağ çubuklarımızdan çoğaltarak dikelim. Ankara ve diğer şehirlerdeki tüm köylülerimiz ile birlik olalım derneğimiz önderliğinde imece halinde çalışalım. Herkes kendine yakın bulduğu ve anlaşabileceği insanlarla çalışsın. BAĞLARIMIZIN İÇİNE ÇEŞİTLİ MEYVE AĞAÇLARI DİKELİM. Aşık Veysel ne demiş ‘’Tarlam sana üçyüz fidan aşlasam / Tarla coşar, fidan coşar, el coşar / Gücüm yetse hemen işe başlasam / Kazma coşar, kürek coşar bel coşar.

           Atatürk ‘’Türkiye aynı zamanda bir tarım ülkesi olmalı’’ diyor. Ama halkımıza bunu anlatmıyorlar ve göz ardı ediyorlar. Çiftçiye ve ürettiklerine gerekli değeri vermiyorlar. Ürettiklerini tüketiyorlar ama utanmadan hor görüyorlar.’’Karnın yardım kazmayınan belinen / Yüzün yırttım tırnağınan elinen / Yine karşıladı beni gülünen / Benim sadık yarim kara topraktır.’’diyen Aşık Veysel’in düşünceleri yanlış mı ? Doğruysa neden tarıma önem verilmiyor. Bizlere yol gösteren birçok değerli insanımız varken toprağın önemini ve güzelliğini anlatırken bizler topraklarımızı bırakarak kirli şehirlere niye akın ettik. Ben insanları suçlamıyorum. Bu koşulları sistem bize sunuyor. Bizlerde örgütlü olmadığımız için yanlışa istemesekte ortak oluyoruz. Biz bu bozuk ve yanlışları olan sistemin elinde oyuncak olmak istemiyoruz.

            Amerika 1960 yılında ANKARA’nın ÇUBUK ilçesinin KIZILÖZ köyüne ‘’Dostluk Bahçesi’’ adında çiftlik kurmuş. Yani bu gösteriyor ki SANAYİİ ÖNEMLİ AMA TARIM’ DA BİR O KADAR ÖNEMLİ. Bakın köylerimiz boşalıyor. Oralar bizim geleceğimiz.Yabancılara kaptırmayalım. Değerlendirelim. Bizler değer vermezsek başkaları değerlendiriyor. Örneğin biz bir tarla sattık. Daire satın aldık. Ben daha önce bu fikirlere sahip olsaydım böyle bir şey yapmazdım. Pişman oldum. Ama başkaları bu hatayı yapmasın. Köyümüz güzel. Gösterişlere hiç gerek yok. Bir başka güzel örnek Bekir’in Ali’nin Haydar abi köydeki evini tamir yaptırmış çok güzel olmuş. Ne olur o evlerimizi bizde öyle yapalım. Batı kültürü taklidi yapmayalım.Atatürk’ün dediği gibi önce aydınlanalım.Gerçekleri görelim.Üretelim, kalkınalım. Şu dünyada kimse kimseye ekmek vermediği zamana geldik. Kendi özümüze dönelim. Bunu birlik, beraberlik içinde yapalım. Çocuklarımızı, kadınlarımızı okutalım. Dayanışma içerisinde olalım.

          Bakın son zamanlarda Amerika ve diğer Emperyalist ülkelerin yaptığına Domuz gribi virüsü yaydı. Aşı satıyor.Yediğimiz,içtiğimiz ekmekle suyla tüm gıdalarımızla oynuyor.Geleceğimiz tehlike altında. Benim sizlerden isteğim; Öğretmenimiz, Avukatımız, Müteahhidimiz, doktorumuz, hemşiremiz, sağlıkçımız, iş adamlarımız var.Bütün bu kişiler kendilerini halkımızın yanında hissettirsin. Güzel ve doğru olan şeyleri anlatsınlar. Onlar okumuş ve deneyimli insanlar.

          Tarlalarımızda yetişen ekinleri, arpaları, nohutları mercimeği. Bahçelerimiz ve bağlarımızda yetişen meyveleri, sebzeleri. Tarlalarımızda yetişen bostanları eskiden olduğu gibi yine yetiştirelim.Çatağımız ve Dağalganımızı şenlendirelim.Bahçesi olan olmayana verir dikerdi.Yine aynısı gibi olalım.Yozlaşmayalım.Bencilleşmeyelim.Köyümüzde bir araya gelir imece usulü çalışırdık.Yine çalışalım.Yetiştirelim.Kötü dağımızda, Bağlarımızda gezelim.Piknikler yapalım.Tandırlarımızda yufka ekmek,sac arası çörek yapalım. Emekli olanlardan başlayarak köyümüze dönelim. Kendi yöresel yemeklerimizi iç aşı,bulamaç, düğül çorbası,çatal aşı, dutmaç, keşkek,bulgur pilavı v.s. yapalım.Tüketelim.Bakabileceğimiz kadar çeşitli hayvanlar beslesek.Bütün bunları daha da bilinçli olarak yapsak. Derneğimiz bilir kişiler ile bizlere anlatsalar.

        Bu sistem bizleri teknoloji esiri yaptı. Herkesin elinde kaç tane cep telefonu, evlerde bilgisayarlar,internet ve çeşitli oyunlarla bizleri oyalıyorlar. Yerinde kullanılırsa teknoloji mutlaka faydalı elbette.Ama bizi birbirimizden uzaklaştırıyorlar.Yüz yüze konuşmaya,şaka yapmaya hasret kaldık. Para’nın ön plana çıktığı bir dönemdeyiz.Çocuklarımız okurken dahi hangi meslekte para çok diyorlar.Halbuki meslek aşkı ve sevgisi olmalı. Bir insan kendi özüne uygun mutlu olabileceği,zevk alabileceği, sevdiği bir mesleği yaptığı zaman daha da başarılı olur.Eğitim ve öğretim sistemimiz buna göre ayarlanmalıdır.Çocuklarımızı bizden çalıyorlar. Özünden kopartıyorlar.Birer robot haline getiriyorlar.Bu konuda derneğimizde bir söyleşi düzenlenmeli.

          Şu sıralar devamlı GDO konuşuluyor. Benim anladığım.Yediğimiz yiyeceklerin genetiği ile oynanmış durumda. Şimdi ne yediğimiz belli değil yani.Tavuk da fare geni,domates de akrep geni varmış diyorlar. Köyde kendimiz üretsek de bu sefer tohumların genetiği ile oynanmış. Kaçarımız, kurtuluşumuz yok yani.Üretilen sağlıksız yiyecekleri almak zorundayız. Bizlere çok hem de daha çooook tüketmeyi öğrettiler. Bu bizim bilinçsizliğimiz ve de örgütsüzlüğümüzden.Gelişmiş ülkeler, gelişmemiş ülkelerin halkının üstünde oyunlar oynuyorlar.Üretime önem vermeyen üretimini çoğaltmayan bir ülke birde çok tüketime zorlanırsa bunda bir şeytanlık yokmudur? Böyle bir ülke nereye kadar gider.Her şeye rağmen Zor ve imkansız şartlarda emekci,köylü üretmeye devam ediyor. Nooolur bu üretime önem verelim.Önem verilmesini sağlayalım. Belki bu zor gibi görüküyor. Ama bu kirli şehirler ve kirli düşünceler o saf,güzel üreten insanlarımızı yutmasın.Tedbirimizi geç kalmadan alalım, gecikmeyelim.Bir araya gelelim, bilinçlenelim. Üretelim. Güzel ve mutlu bir ülkemiz ve dünyamız olsun.

           Üretime önem ve değer verilmeyince, elbette köylerimiz yavaş yavaş yok oluyor ne yazık ki.Yüz hanelik köyümüzde 15 aile kaldı kalmadı.Kalanlarda yaşlılarımız.Yani çok değil kısa zamanda kimsemiz kalmayacak.Peki o topraklara kim sahip çıkacak.Tez elden bir takım çareler düşünmeliyiz bence.Hepimiz köyde üreten insanlardık.Şimdi şehre geldik.Önceden bakkallar vardı.Acil ihtiyaçlarımızı alıyorduk.Diğer ihtiyaçlarımız için çarşıya giderdik.Şimdi ise tüm mahallelerimiz çarşı oldu. Marketlere girince bir çoğumuz gereksiz alış veriş yapıyoruz.Bunun farkında bile değiliz.Elbette her şey ihtiyaç.İhtiyaçlarımız sınırsızdır.Ama ekonomik gelirimizin bir sınırı vardır.Bence çok dikkatli olmalıyız.Hani derler ya ‘’Ayağını yorganına göre uzatacaksın’’ işte öyle.

          Halbuki köyde olmuş olsaydık.bizim bu marketlere fazla ihtiyacımız olmayacaktı.Yazın meyvemiz,kışın kurutulmuş meyvelerimiz olurdu.Kuru üzüm, badem içi,nohut kavurması,mısır patlatması.Tandır ekmeğini, çöreğini yap.sac arası çörek yap.Ne gerek var simide, poğçaya,kuru pastalara, ne idüğü belirsiz tatlılara.Bunlar sağlığımızı bozuyorlar.Coka Cola yerine Pekmez,kuş burnu şerbetimizi, ayranımızı içelim.Sigara yerine kendi doğal boğma rakımızdan birer ikişer kadeh almak kaydıyla içelim. Aşırıya kaçmayalım. Dozunu aşmadan biraz sıkıntılı anımızdan uzaklaşalım ama kendimizi kaybetmeyelim.

            Şehirlere göç ettik.Fakat babalarımızın, kardeşlerimizin, kocalarımızın çalışmaları yetersiz hale geldi.Şimdi kadınlarımız çalışmaya başladılar.Peki ne işinde genellikle temizlik ve çocuk bakımı ve şirketlerde işçi,çaycı,yemekci olarak.Ben bunu küçümsemiyorum. Eğitimsiz,diplomasız,mesleksiz insanlar başka ne yapacak ki. Bende çalıştım bu gibi işlerde.Ama çok eziliyor ve horlanıyoruz.Çoğunlukla kızıyorum.Keşke gelmeseydik şehirlere diyorum.Bizleri buralara sürükleyenlere nahletler yağdırıyorum.Şehirlere geldik mutlumuyuz? Bence hayır.Köyümüze kooperatif kurup evler yapılacağını duydum.Çok sevinmiştim.Daha sonra olmuyormuş dediler.Çok hemde çok üzüldüm.Yeniden düşünülmesi,değişik,pratik çözümler araştırılarak mutlaka gerçekleştirilmesi için çalışmaların devam etmesini isterim. Şehirler gelecek ve mutluluk vaat etmiyor.Köy gelecek vaat ediyor. Toprağın verdiğini beyler vermiyor.Beylerin vermediğini toprak veriyor. Bunun değerini bilelim.Bakın şehirlerin kirli havası ne halde.Oysa köyde tertemiz hava.Kömür olmasada kötü dağdan gelen meşelerimiz, sap ve samanımız yine yeter bize.Bunlar eski çağ değil.Bunlar bizim yaşadıklarımız ve değerlerimiz.Köyümüzde doğayla iç içe yaşayalım. Kaybolan köyümüzü yeniden yaşanır hale getirelim.Emekli olan büyüklerimiz bu işe başlarsa gerisi gelir mutlaka.Doğamızın dengesini bozmayalım.Bizlerde yaşayan canlılar olarak doğanın bir parçasıyız. Doğanın dengesinin bozulması demek bizlerinde dengesinin bozulması demektir.Doğayı seversek,iyi davranırsak. Oda bize iyilik ve güzellik sunar.Cömert davranır.Hz.Ali’nin bir sözü var.’’MAL SARHOŞLUĞU İÇKİ SARHOŞLUĞUNDAN KÖTÜDÜR. ’’Bu sözlere değer verelim.İyi anlayalım.Anladıklarımızı hayata geçirelim.Zenginlik mal olmamalı.Gönül zenginliğini yapalım.Bunu anlatalım geleceğe. Herşeyden önce tartmalı, düşünmeli,aklımızı kullanmalıyız. Doğrusu neyse onu hafife almadan uygulamalıyız.Bunu yapmaktan çekinmemeliyiz.

          MEDENİYETE GÜZELLİKLERİ GÖZ ARDI ETMEDEN ULAŞALIM..Sokakların caddelerin güzelleşmesi, dolup taşması, lüks yaşam medeniyet değildir.Medeniyet ileriye bırakabildiğimiz şeylerdir bence. Nerde sakinlik,huzur ve mutluluk varsa medeniyet ordadır.Üretim ordadır. İyilik,güzellik,paylaşım,kardeşlik ordadır.İnsanların kalbine ruhuna beynine sevgi tohumu ekelim.

          Dernek yöneticilerinden bir ricam var.Köyün yaşlı kadınlarının yaktığı türküler var.Onları yazılı hale getirmeniz. Ya da kayıtları varsa veya şu anda o türküleri söyleyenler varsa Sidiye çekmeniz ileriye kalıcı olacaktır.Türküler bizim özümüz.Acılarımızın,sevinçlerimizin ifadesidir. Kendi kültürümüzü yaşayalım ve yaşatalım.Bizler türkülerle var olduk.Ve var olmalıyız.Geçmişimizi ve geleceğimizi bu sözler bize söyler.Nasıl ki tarihte Pir Sultan nasıl söylediyse ‘’Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan.’’ Veya Pir Sultan Abdalım dağlar ben olsam/Üstü mor menekşeli bağlar ben olsam/Alem çiçek olsa arı ben olsam/Dost dilinden tatlı bal bulamadım.’’Bunlar gerçeklerin gerçeği,yaşananlar.Bu günlere aktarılmış.Halen değerleri bitmemiş.Ne olur bunları anlayalım, anlatalım. Yaşam toprak da başlar.Toprak da biter.En güzeli ve doğrusu budur.
Sahte olan şeylere aldanmayalım.Gerçeklere bakalım.Doğru ve dürüstce yaşayalım.İleriye bir şeyler bırakalım.    

          Derneğimiz yöneticileri güzel çalışıyorlar.Derneğimizi yeniden canlandırdılar ve en önemlisi kendi yerimizi hep beraber satın aldık. Bundan sonra dernek yöneticileri daha hızlı ve pratik davranarak çalışmaları gerekir. Aydınlatıcı faaliyetlere öncelik verilmesi gerekir. Dernek yöneticileri üyelerine örnek davranış göstermeli.Herkese eşit davranmalı.Asla sülalecilik yapılmamalı.Dernekte toplantılar mutlaka kadınlı erkekli yapılmalı,haremlik selamlık oturtulmamalı,kadınlarında fikri alınmalı. Her beyin ayrı ayrı fikir.Bu bir zenginliktir.

          Çok uzattım galiba şimdilik hoşça kalın.Dernek çalışmalarında üzerime düşen bir görevi müsait olduğumda yapmaya her zaman hazırım. Herkese kolaylıklar diler saygı ve sevgilerimi iletirim.                                           

                                                                                            06 KASIM 2009

                                                                       SEMİHA ÖZEN(KOLSUZ)

         
*****************************************************
Dernek Başkanımız Av. Selahattin Emre’nin 05.07.2009 tarihinde derneğimizde yapılan 2. Temmuz anma etkinliğinde yaptığı konuşma metni.
 
            Merhaba değerli canlar…
 
         Sivas Katliamını ve yitirdiğimiz canları anmak için toplanmış bulunuyoruz. Elbette 29 yıl önce 4 Temmuz 1980 tarihinde Çorum’da katledilen 100’ün üzerindeki hemşerimizin ve 1978 yılında Maraş’ta katledilen yüzlerce canımızın anıları önünde de saygıyla eğiliyoruz.
 
         Sevgili dostlar Sivas katliamının sebebi nedir? Aniden ortaya çıkan bir heyecan ve hezeyanın yoğunlaşması ile ortaya çıkan bir facia mıdır? Yoksa sosyal, tarihsel nedenleri var mıdır? Geçmişten günümüze devlet ve toplum yaşamında dinsel doğmaları egemen kılmak isteyenler ile bilim ve aklı egemen kılmak isteyenler sürekli mücadele içinde olmuşlardır. Akılcılar yeniyi savunurken dinciler hep eskiyi savunmuştur.
 
         Ülkemizde de dincilerin akıl ve bilimle mücadelesi Kurtuluş Savaşı öncesine dayanmaktadır. Ulu önder Atatürk Kurtuluş Savaşı sırasında cephede düşmanla savaşırken içte de bunlarla savaşmak zorunda kalmıştır. 1946 yılından sonra din sömürüsünün artması, ezanın Arapça okunmaya başlaması, imam hatip ve kuran kurslarının aşırı yaygınlaşması, politikacıların kısa erimli amaçları için bunları desteklemesi; dincileri güçlendirmiş ve cesaretlendirmiştir.
 
         Sivas katliamı aniden gelişen sıradan bir adli olay değil, dincilerin laik cumhuriyeti ortadan kaldırmaya yönelik bir kalkışmasıdır. 2 Temmuz 1993 gününden önce gerici örgütler defalarca bildiri dağıtıp Pir Sultan’ı Anma Etkinliği’ne katılan Aziz Nesin ve tüm katılanları ölümle tehdit etmişlerdir. Devlet yetkilileri bu tehditlere önem vermemiş ve gerekli önlemleri almamıştır. Sivas Emniyet Müdürü’nün ifadesinde de belirttiği gibi, olay günü olayların başlamasından itibaren sürekli takviye kuvvet istenmişse de; ancak Tokat’dan 20 polis, Kayseri’den 20 polis, Sivas J. Alay Komutanlığı’ndan 20 asker gönderilmiştir. Sivas’da bulunan Tugay Komutanlığı’ndan defalarca yardım istenmişse de zamanında destek gelmemiş, en son Genel Kurmay Başkanlığı aranmış, Tugay Komutanlığı askerleri iş işten geçtikten sonra gelmiş, ancak olaylara müdahale etmemiştir. Acı olay soncu 35 sanatçı, ozan ve aydın yaşamını yitirmiştir.
 
         Olaydan sonra Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Tansu Çiller ve İç İşleri Bakanı Mehmet Gazioğlu’nun açıklamaları devletin olaya bakışını göstermesi açısından ibret vericidir.
 
Değerli arkadaşlar, ben de mesleğimin başlangıç yıllarında bu davada ölenlerin yakınlarının avukatı olarak görev yaptım. Davanın ilk duruşmasında sanıklar olaydan hiç pişmanlık duymadıkları gösterdiler. Müdahillere ve biz vekillerine saldırdılar. Tekbir getirip duruşma salonunda namaz kıldılar. Dava sırasında iktidarda olan Refah Partili Adalet Bakanı Şevket Kazan bunların avukatlığını üstlenmişti.
 
1993 yılında başlayan Sivas davası 2001 yılında sonuçlandı. Olaylardan önce ve sonra görevini yerine getirmeyen devlet, yargılama aşamasında da görevini suistimal etmiştir. 15-20 bin kişinin katıldığı eylemler ile ilgili olarak sadece 124 kişi hakkında dava açılmış, bunlardan 48’i cezalandırılmıştır (33 sanık idam cezası, 4 sanık 20 yıl, 1 sanık 15 yıl, 9 sanık 7 yıl, 1 sanık 5 yıl hapis cezası ile). Mahkumların bir kısmı firar ettiğinden bu cezalar da infaz edilememiştir. Mahkum olanlar olayın piyonları olup, olayları planlayan örgütleyen asıl sorumlular ve olaylar sırasında ihmal gösteren devlet görevlileri yargı önüne çıkarılmamıştır.
 
Sevgili canlar geçen 16 yılda Sivas’ta başlayan yangın sönmemiştir. Yüreğimizdeki yangın her geçen gün büyümektedir. Şeriat özlemcileri bu gün daha da güçlenmiş, iktidara yerleşmiş, tüm devlet kurumlarını ele geçirmişlerdir. Aleviler üzerinde oynanan oyunlar artmaktadır. Bu gün bizler ne yapmalıyız? Şeriatçı karanlık düşünceye teslim mi olacağız? Tabi ki hayır. Alevi açılımı gibi oyunlara kanmayacağız. Küçük menfaatler uğruna aydınlıktan, çağdaşlıktan, laiklikten, demokrasiden asla ödün vermeyeceğiz. Aziz Nesin, Turan Dursun ve İlhan Arsel gibi cesur olacağız. Malımızı, canımızı, aklımızı ve yüreğimizi bu mücadeleye adayacağız. Aramızdaki düşünce farklılıklarını bir yana bırakıp birlik olacağız.
 
Sonuç olarak Sivas’ta, Çorum’da ve Maraş’da katledilen tüm canların anısı önünde saygı ile eğiliyorum. Sizlere de canlarımızı unutmayıp bize güç verdiğiniz için saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
 


HALİL İBRAHİM BEREKETİ
Vaktiyle birbirini çok seven iki karde
ş varmış.

Büyüğü Halil.


Küçüğü ise İbrahim...


Halil, evli çocuklu.


İ
brahim ise bekârmış...


Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin...


Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş.


Bununla geçinip giderlermiş...


Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı.


İ
kiye ayırmışlar.


İş
kalmış taşımaya.


Halil, bir teklif yapmış :


İ
brahim kardeşim; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle.


Peki, abi demiş İbrahim...


Ve Halil gitmiş çuval getirmeye... .


O gidince, düşünmüş İbrahim:


Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine


Böyle demiş ve


Kendi payından bir miktar atmış onunkine...


Az sonra Halil çıkagelmiş.


Haydi İbrahim. De miş, önce sen doldur da taşı ambara.


Peki abi.


İ
brahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola.


O gidince, Halil düşünür bu defa:


Der ki:


Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var.


Ama kardeşim bekâr.


O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek.


Böyle düşünerek,


Kendi payından atar onunkine birkaç kürek.


Velhasıl, biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine.


Bu, böyle sürüp gider.


Ama birbirlerinden habersizdirler.


Nihayet akşam olur.


Karanlık basar.


Görürler ki, bitmiyor buğdaylar.


Hatta azalmıyor bile.


Hak teala bu hali çok beğenir.


Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki...


Günlerce taşır iki
kardeş, bitiremezler.

Ş
aşarlar bu işe...


Aksine çoğalır buğdayları.


Dolar taşar ambarları.


Bugün 'Bereket' denilince, bu kardeş
ler akla gelir.
Bu bereketin adı: halil ibrahim bereketidir.

EVİNİZE VE HAYATINIZA HALİL İBRAHİM BEREKETİ DİLERİM.

GÖNDEREN : MEHMET SÜLÜK
********************************

 

Remzi Hoca'dan Şiir
KALMAMIŞ Leylek tepesinden köyüme baktım.
Evlerin önünde kimse kalmamış.
Üzgün gözlerimle seyrine daldım.
Bacası tüten evler kalmamış.

Baykuşlar ötüşür viranelerde
Cinler cirit oynar boş hanelerde
Tilkiler yurt tutmuş sokaklarında
Bu yurtlara sahip çıkan kalmamış.

Analar oturmuş eski evi bekler.
Gelenden geçenden haberin sorar
Gurbete gönderdiği yavrusun özler
Anayı babayı soran kalmamış.

Geçim derdi düşmüş garip başına
Ekini para etmez dönmüş şaşkına
Nasıl beklesin ki köyü boşuna
Köylünün halini soran kalmamış.

Remzi Hoca bunu gördü de yazdı.

Köylünün halini sordu da yazdı.
Köylerde yaşayan az mı az kaldı.
Köyleri düşünen düzen kalmamış.


ÜÇ DİL
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
En azından üç dil
Birisi ana dilin
Elin ayağın kadar senin
Ana sütü gibi tatlı
Ana sütü gibi bedava
Nenniler, masallar, küfürler de caba
Ötekiler yedi kat yabancı
Her kelime arslan ağzında
Her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla
Kök sökercesine söküp çıkartacaksın
Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek
Her kelimede bir kat daha artacaksın
 
Bedri Rahmi EYÜPOĞLU
(Gönderen Mehmet SÜLÜK)

**********************************
 HALİL GÖBEL(DEMİRKIR) ASKERDEYKEN ÖLEN EŞİ VE İKİ ÇOCUĞUNA SÖYLEDİĞİ
        
          Beyaz dı Eminemin bileği
          Kabul oldu düşmanların dileği
          İskilipten aldığım allı yeleği
          Giyip eskitmedin gelin Eminem 
             
          Oğluyun adı Duran dır Duran
          Getirin tüfeğide kartalı vuram
          Eminem yüzünü birdaha görem
          Derdin bilinmedi gelin Eminem
 
 
 
HALİL GÖBEL(DEMİRKIR)ÇORUMUN OVACIK KÖYÜNDEN BİR KIZLA NİŞANLANIR VE KIZIN BABASI NİŞANI GERİ ATAR VE FEVZİ DİYE BİR BAŞKA ADAMLA NİŞANLAR BUNUN ÜZERİNE SÖYLEDİĞİ TÜRKÜ 
 
         Cumartesi günü şerbetimiz içildi
         Atlı olan bir tarafa seçildi
         Paralarım tohum oldu saçıldı
         Karabaş koyundan gönlün geçmiyo
 
         Ovacığın meşeleri dolaşık
         Tatar ali ettin sen beni aşık
         Beni yedin içtin ferzi de keşik
         Ferzi senin aç karnını doyurmaz
 
           
        Tatar ali gavur emlik ermeni
        Bundan hayır çıkmaz geri dönmeli
        Elimden aldırdım gözü sürmeli
        Ağlaya, ağlaya gidelim gardaş
 
        Ovacığın meşeleri gıcılar
        Karşı pınarda su dolduran bacılar
        İçimden çıkmıyo ince acılar
        Söylen Emliğe versin kızını
 
       Depe tarlada yanına vardım
       Bir evlek mercimek otunu aldım
       Kalın (başlık) az geldi dedin de öküzü verdim
       Karabaş koyundan gönlün geçmiyo
 
       Ali ağa dan bir havadis alayım
       Emek çektim geldim kızı göreyim
       Kalın(başlık) az geldiyse daha vereyim
       HALİL'in  un çuvalı vurdukça tozar       
 Gönderen :İbrahim TÜRKATAR
                 (Demirkır'ın torunu)

************************************
 BİR BEKDAŞİ FIKRASI
İki arkadaş içkinin yasak olduğu bir ramazan vakti.
içki içiyorlarmış.Ordan geçen bir Bekdaşi bunların yanından geçerken,Bekdaşiyi 'de buyur ederler.
Bekdaşi derki;
''Olmaz beyler,sizin içmenize birşey demezler belki ama,
benim gibi bir Bekdaşiyi bu durumda zaptiyeler yakalarsa kadıya götürüp dava ederler.''
İçki içenler ısrar ederler.
''Burdan bu saatte hiç kimse geçmez.Geçsede görmezler.yerimiz kuytu.'' derler

Bekdaşi ısrara dayanamaz oturur.Muhabbete katılır.

Bir süre sonra bir grup zaptiye çıkagelir.

İçki içenlere''Kalkın bakayım.Bire kafirler.Doğru Kadı'ya sorguya gidiyoruz.'' der.

Bekdaşi tam kalmış giderken.

''Ben müsliüman değilim ki.''der.
Zaptiyelerde; ''Sen o zaman kal. ''derler.
Zaptiyelerle tutuklular tam giderlerken.
Bekdaşi;
''Peki ben müslüman olursam ne yaparsınız der.''
Zaptiyelerde; ''Birşey yapmayız.Müslüman olmadan içtiğin için affedilirsin.'' derler.
Bekdaşi'de
''O zaman ben müslüman olmayı kabul ediyorum.Fakat bunlarıda affederseniz.'' der.

Zaptiyelerde bir müslüman kazanmanın  sevabını düşünerek kabul ederler ve çekip giderler.

İçki içenler, zaptiyeler gidince başlarlar Bekdaşiye kızmaya ''Sen ne dalavereci birisin. Bir dakikada hıristiyan oldun,bir dakika sonra müslüman oldun.'' derler.
Bekdaşi'de onlara derki ; ''Hıristiyan oldum kendimi kurtardım.Müslüman oldum sizi kurtardım.Kötümü yaptım.

Not:Kıssadan hisse ''Herzaman doğrucu davut olmak gerekmiyor demekki.Baskıcı bürokrasiye,inanca,yönetime karşı akıl ve mantık gerekiyor.''Sevgi ve saygılarımla


Gönderen İbrahim Çınar ÖZTÜRK

                 

*******************************************
BİRLİKTE DÜŞÜN

Birlikte düşün,birlikte üret
Doğru düşün,doğru çalış kardeşim.
Sevgiyle düşün,sevgiyle üret
Yalana,riya'ya kanma kardeşim.

Ekmeğimiz aynı yerde pişiyor
İçtiğimiz su aynı yerden geliyor
Bedenimiz aynı dünyada yaşıyor
Doğruyu eğriyi gör be kardeşim.

Dağlara çıksan dağlar güzeldir.
Ovalarımız,bağlarımız güzeldir.
Çeşit çeşit insanımız güzeldir.
İyiliği, güzelliği gör be kardeşim.

Aldığımız aylık yaşamaya yetmiyor
Babucumuz yırtık bunu kimse bilmiyor
Borçlar ödenmiyor,taksitler yatmıyor
Hepimizin sorunu bir be kardeşim.
                        
                       İbrahim Çınar ÖZTÜRK
23 Ağustos 2006-Mamak-Ankara

       
 
 
***********************************************

 


Remzi Hoca
YAYLAMIZDA ŞENLİK VARMIŞ DEDİLER
TAA UZAKTAN KOŞARAK GELDİM
KÖYLÜLERİM BİRLİK OLMUŞ DEDİLER
SEVDA SELİ OLDUM TAŞARAK GELDİM

BİRLİKTELİK OLDUMU BİR KERE
KATLANIR İNSANLAR CEFAYA CEVRE
UĞRAYA UĞRAYA DEVİRDEN DEVRE
BÜTÜN BU YOLLARI AŞARAK GELDİM

REMZİ HOCA DERKİ; ŞENLİK VAR BİZE
KÖYLÜLERİM OTURMUŞLAR DİZ DİZE
BU GÜZELLİK NASİP OLMAZ HERKESE
BU BİRLİĞİ BU DİRLİĞİ GÖRMEYE GELDİM.

REMZİ ÖZTÜRK
30/08/2011
10:30

BUĞDAY KOKAN KÖYÜM

Yağmur duasına Adatepeye çıkılır,
Kazan, kazan bulgur kaynatılır,
Eller havada dua yapılır,
Nerede benim o verimli köyüm,
 
Akın, akın şehir, şehir göç ettiler,
Ekmek deyip sinesine çektiler,
Ne ektiler nede biçtiler,
Nerede benim o kocaman köyüm,
 
Yaz gelince harman kurulur
Rüzgârlı havada tınaz savrulur
Güz olunca harmandan kalkılır
Nerede benim o buğday kokan köyüm
 
Bağ bozumunda gülerdi yüzler,
Şirevet,  şirevet kara üzümler,
Sabaha kadar kaynardı pekmezler,
Nerede benim o tatlımı tatlı köyüm,
 
Kış gelince sobasını kurar,
Odunu olmayan samanını yakar,
Gurbetçi yavrum gelir diye yollara bakar,
Nerede o benim o eski bayramlı köyüm,
 
Kazım dayının kıraathanesi,
Şevket emminin bakkaliyesi,
İki odası küçük mektebiyesi,
Nerede o benim şirin köyüm,
 
Kötü de olsa bir dağı var,
Tatlı suyu,  Kelbekiri  var,
Kepezi, çayüstü, çatağı var,
Yinede güzeldir o benim köyüm,
 
İlk adı Karavdar, ikinci GÖKÇEAĞAÇ ,
Kimileri tok kimileri de aç,
Sevgiye, barışa, dostluğa kucak aç,
Büyüsün yücelsin o benim köyüm,
 
            Mehmet BEKTAŞ
            2004 Ankara
*******************************

DOSTLAR

           İnsanların manevi duygu ve düşüncelerini paylaşmak, geliştirmek vede geleceğine ışık tutmak için biraraya gelmesi, birbirlerini daha iyi tanıması aynı zamanda acı ve tatlı günlerinde birarada bulunması açısından en ideal yerimizin DERNEĞİMİZ olduğunu düşünüyorum.
1993 Yılında binbir zorluk ve güçlüklerle kurduğumuz Gökçeağaç Köyü Kültür ve Yardımlaşma Derneğinde İlk icraatımız insanların biraraya gelmesi, kaynaşması ve dayanışmanın sağlanması olmuştur. İnsanların birbirine selam bile vermeye çekindiği o yıllarda küçücük ve daracık olan mekanımızda, sohbet eden, dertleşen, gülen yüzleri görmek bizleri çok mutlu etmişti. Anladık ki Köyümüzün insanlarının buna çoktan ihtiyacı varmış da bizler geç kalmışız. Ama geçde olsa o birlikteliği sağlayıp insanlarımızı biraraya getirdik.
Zaten insanlar iyi niyetli ve dürüst olduğu sürece yapamayacağı hiçbirşey yoktur. Yeterki yapıcı ve yardımcı olalım. Birbirimizi kırmadan, üzmeden yararlı ve faydalı işler yapmaya çalışalım. O zaman hem Derneğimiz Hem Köyümüz Hemde kendimiz kazanırız.
           Derneğimizin ilk Kuruluş aşamasında Kurucu Üye ve sonraki iki dönem Yönetim Kurulunda görev aldım. Görev yaptığım süre içerisinde Köylülerimize ve Derneğimize yardımcı olmaya çalıştım. Daha sonra işlerimin yoğunluğu ve de diğer üyelerimizin de görev alması düşüncesiyle Yönetim Kurulunda ayrıldım. Ama üyeliğim ve gönül bağlılığım devam ediyor, edecekte.
                 Birşeyler yapmak ve insanlara yardımcı olmak için illa ki; Dernek Yönetiminde olunacak diyede bir şart yok zaten. Üye olarakda yardımcı olabiliriz. Ben şu anda bir Kamu Kuruluşunda görev yapmaktayım. Görev yapmış olduğum Kurumda, Köylülerimizin ve dostlarımızın işlerine, elimden geldiğince , gücüm yettiğince yardımcı olmaya ve sonuçlandırmaya çalışıyorum. Eğer onların işini yapıp birazcık olsun sevindirebiliyorsam ne mutlu bana..
Derneğimizin yeniden oluşumunda ve ilerlemesinde üye olarak bizler; yapıcı eleştirilerimizi, desteklerimizi, eksiltmeden daha da çoğaltarak yapabilirsek , Derneğimizde büyür gelişir, ve güçleşir..

En derin SAYGILARIMLA ...

       

 İNSAN OLABİLMEK ;
YEDİKLERİMİZ DEĞİL, HAZMETDİKLERİMİZ BİZİ GÜÇLÜ KILAR. KAZANDIKLARIMIZ DEĞİL, BİRİKTİRDİKLERİMİZ BİZİ ZENGİN YAPAR. OKUDUKLARIMIZ DEĞİL, ANIMSADIKLARIMIZ BİZİ BİLGİLİ YAPAR. BAŞKALARINA ETTİĞİMİZ ÖĞÜTLER DEĞİL, BİZZAT UYGULADIKLARIMIZ BİZİ İNSAN YAPAR... 


Mehmet BEKTAŞ 
2009



****************************
 


GÖKÇEAĞAÇ KÖYLÜLERİNE                   GÖKÇEAĞAÇ

Sabah güneşiyle düşmeden gafa,                Yılda birkez olsun sana
Gökçeağaç Köyü güldümü acep,               Geliyoruz Gökçeağaç
Muhtar Kazım geçip selamla safa,              Sevdiğimiz insanları
Gönlü mayalıyla doldumu acep,                  Görüyoruz Gökçeağaç
**
Veli Köse takip edip erliği,                         Bizi Mihman eden canlar
İkrarına bağlı kılıp dirliği,                            Ayrılmasın sakın yollar
Terine katarak onca birliği,                         Bağınızda gonca güller
Dostluğu taşıyan oldumu acep,                   Açar olsun Gökçeağaç
**
Bir rüzgar var esip esip duruyor,                 Yolunuza hayran oldum
Garip yanlızları gidip vuruyor,                      Aradım kendimi buldum
Sarı Halil bunu elbet görüyor,                      Haydar Köse ile geldim
Dedimde arayıp buldumu acep,                   İkinci kez Gökçeağaç
**
Tarihe sözüyle damlayıp dolar,                     Kul Emsalim gördü seni
Gözlerin sözcüsü doğru yol olan,                 Muhabbet ehlinin canı
Ozan EMSALİ'den ibreti alan,                   Ortagil'in Ali hanı
Orta gilin Ali öldümü acep,                         Öldü mola Gökçeağaç

Muharrem AKKAYA                                Muharrem AKKAYA
(Elmadağ Vadi Restorant'ın Sahibi)            
*************************              


P A R A 

Aslına bakarsan bi kağıt,
Sende varsa bizlere dağıt,
Bulamayınca söyletir ağıt,
Sen ne biçim şeysin para.

Para para, ah şu nalet para,
Gez para, otur para, kalk para,
Anayı kızından ayırmış para,
Sen ne biçim zalimsin para.

Yerde bulsan sana bakar,
Gören hemen cebine koyar,
Allah görür diye de geri cayar,
Sen ne biçim yaratıksın para.

Zengin görünce, tıpış tıpış koşarsın ,
Fakir görünce, geri geri kaçarsın,
Nice garip yuvalar yıkarsın,
Sen ne biçim hilekarsın para..

1975
Mehmet BEKTAŞ
(BURDUR YATILI ÖĞRETMEN OKULUNDA YAZMIŞ OLDUĞUM BİR ŞİİRİM) 
***************************

     
Öğretmen minik öğrencilerinden, Allah'a mektup yazmalarını istedi. İşte mektuplardan bazıları:

Sevgili Allah'ım,
İnsanları öldürüp yenilerini yaratıyorsun. Bunun yerine elindekileri tutsan daha kolay olmaz mı?
***
Sevgili Allah'ım,
Ayrı odaları olsaydı, sanıyorum Kabil Habil'i öldürmezdi. Annem öyle yaptı.
***
Sevgili Allah'ım,
Pazar günü beni seyredersen, sana yeni ayakkabılarımı göstereceğim.
***
Sevgili Allah'ım,
Dünyadaki herkesi sevmek zor olmalı... Ailemde sadece dört kişi olmasına rağmen, hepsini sevmekte zorlandığım zamanlar oluyor.
***
Sevgili Allah'ım,
Dün öğretmenimiz bize senin neler yaptığını anlattı. Sen tatildeyken o işleri kim yapıyor?
***
Sevgili Allah'ım,
Gerçekten görünmüyor musun, yoksa bize numara mı yapıyorsun?
***
Sevgili Allah'ım,
Babam evde kaba konuşursa, gerçekten cennete gidemez mi?
***
Sevgili Allah'ım,
Zürafayı gerçekten öyle mi yaratmak istedin, yoksa kazara mı oldu?
***
Sevgili Allah'ım,
Ülkelerin çevresindeki sınırları kim çiziyor?
***
Sevgili Allah'ım,
Sen 'başkalarının sana nasıl davranmasını istiyorsan, sen de onlara öyle davran' dedin mi? Dediysen kardeşime artık iyi davranacağım.
***
Sevgili Allah'ım,
Bebek kardeş için teşekkür ederim. Ama sanıyorum bir karışıklık oldu. Ben bebek köpek için dua etmiştim.
***
Sevgili Allah'ım,
Bana bir midilli gönderir misin? Senden daha önce hiçbir şey istememiştim. İstersen bak.
***
Sevgili Allah'ım,
Büyüyünce aynı babam gibi olmak istiyorum. Ama onun gibi her tarafım kıl olmasın.
***
Sevgili Allah'ım,
Sana hizmet edenlerin içinde en çok Nuh ve Davud'u sevdim.
***
Sevgili Allah'ım,
Bir öğretmenimiz elektriği Edison'un yaptığını söylemişti.. Başka bir öğretmenimiz de senin yaptığını söyledi. Kesin Edison senden çalmıştır.
***
Sevgili Allah'ım,
Benim için endişelenme. Karşıdan karşıya geçerken hep sağıma soluma bakıyorum.
***
Sevgili Allah'ım,
Bazen seni düşünüyorum. Dua ettiğim zamanların dışında da....

Gönderen : Şah İsmail TURAN

*************************